Aslan BUĞDAYCI 

 

                                                   

1946 yılında İncir köyde (İstanbul) doğdu. İlk ve ortaokulu babasının me­muriyeti nedeniyle Çanak­kale'nin Ezine ilçesinde tamamlayarak Çanakkale Lisesi'ne kaydını yaptırdı. Ancak ailesinin aynı ilin Lâpseki ilçesine yerleşmesi sonucu kaydını Biga Lisesi'ne aldırarak bu Lise'den 1965–1966 yılında takdirname alarak mezun oldu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakül­tesi Kütüphanecilik Bölümüne girdi. Bu Fakültede okurken açılan Yüksek Öğretmen Okulu sınavlarına katıldı ve bu sınavı kazandı. 1970–1971 döneminde bu okullardan iyi derece ile mezun oldu.

        1971 yılında Yozgat İl Halk Kütüphanesine katıl ve bu sınavı kazandı. 1970–1971 döneminde bu okullardan iyi derece ile mezun oldu.

1971 yılında Yozgat İl Halk Kütüphanesine Müdür Vekili olarak atandı ve burada bir buçuk yıl çalıştı. Daha sonra M.S. B. Harita Genel Müdürlüğü emrindeki Eğitim Alayı'nda Yedek Subay olarak askerlik görevini yapmak üzere buradan ayrıldı.

Askerlik dönüşü Nevşehir-Ürgüp Tahsin ağa Halk Kütüphanesi Müdürlüğü'ne ve daha sonra 1975 yı­lında Nazilli Halk Kütüphanesi Müdürlüğü'ne atandı.

Meslek hayatı boyunca yaptığı çalışmalardan dolayı özel ve resmi kuruluşlardan birçok teşekkür belgesi aldı.

         1992 Yılında (kuruluşundan günümüze Lâpseki).1996 Yılında (Milli mücadelede Nazilli).2001 Yılında (Dünden Bugüne Nazilli) Kitapları ile yerel gazete ve dergilerde kültür ağırlıklı makaleleri yayınlandı.  2001 Yılında ise İzmir Kültür ve Turizm il müdür yardımcılığı görevini atandı.2005 yılında ise emekliye ayrılmıştır. İzmir de oturmaktadır.

                                               ÖNSÖZ

                                             Tiren garı

Nazilli, Uygarlıklar Vadisi adı da verilen Büyük Men­deres Ovası'nda kurulduğundan günümüze kadar siyasi, eko­nomik, kültürel ve doğal güzellikleriyle bölgesinde olduğu gibi Türkiye'de de ender bir şehir olma özelliğini her dönemde korumuştur.

Ulu önder Atatürk, 9- Ekim -1937 yılında Sümerbank Basma Fabrikasının açılışını yapmak üzere Nazilli'ye gelmiş, şehrimizin gelişmesinin bu fabrika ile daha da artacağını düşünerek "Nazilli istikbalde vilayet olacaktır" diyerek ilçe­mizin önemini daha o tarihlerde vurgulamıştır. Nazilli; hem tarih, hem kültür, hem de doğal güzellikler ve zenginliğiyle kucak kucağa ve yan yanadır.

Bu kadar güzelliği ve gelişmişliği bir arada bulunduran ilçemizin bilinmesi ve tanınması: ülkemizin bir zenginliğinin, bir eşsiz güzelliğinin daha gün ışığına çıkması demektir.

Yeşillikler içindeki şirin Nazilli'ye hele bir de Nisan sonu veya Mayıs ayı başında gelin, görün. Tüm cadde ve so­kaklarını süsleyen turunç ağaçlarının salkım saçak çiçek­lerinin etrafa yaydığı o güzelim limon çiçeği kokusunu tenef­füs etmek apayrı bir keyif ve ayrıcalıktır.

"Nazilli Basması" adı ile yıllarca Türkiye'yi giydiren Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasını, Nazilli ile özdeşleşen Gıdı gıdı Trenini, pamuğunu, incirini ve sıcağını unutmak mümkün mü9

Bu eser, içinde yaşadığımız bu güzel şehri tanıtmak ve bu güzellikleri hep beraber paylaşmak için kaleme alındı. Bilmeyenlerin bilmesi, görmeyenlerin görmesi dileğiy­le

                                                                 Belediye meydanı.

                                                            COĞRAFİ KONUM

Nazilli, Aydın iline bağlı bir ilçe merkezidir. 28'-29 en­lemleriyle, 37'-38 boylamları arasında yer alır. Nazilli doğuda Kuyucak, batıda Sultanhisar, güneybatıda Yenipazar, kuzey­doğuda Manisa'nın Alaşehir ilçesi, güneyinde Bozdoğan, gü­neydoğusunda ise Karacasu ilçeleriyle çevrilidir. İlçenin yüz­ölçümü toplamı 644km2ldir.

Büyük Menderes Havzası'nın oluşturduğu ova, Nazil­li'de genişlemeye başlar ve kuzey-güney doğrultusundaki uzunluğu 10 km. geçer. Nazilli'nin de içinde bulunduğu ova denizden 75–80 metre yüksekliktedir. En çukur yeri Akçay deresi ile Büyük Menderes ırmağı arasında bulunan Çerkez Ovasıdır.

İlçe sınırları içinden doğarak Büyük Menderes ırmağına dökülen ve bu ırmağı besleyen İsa beyli Deresi, Dallıca-Gereniz Çayı, Dere köy Çayı ve Mergen Çayları başlıca akarsu kaynaklarıdır.

Nazilli'nin kuzeydoğusundaki Çamlık Dağı 1732 mt, güneydoğusundaki Karıncalı Dağ 1705 mt, güneyindeki 1792 mt. Yükseklikleri ile Madran Dağı bu bölgedeki en yüksek noktalardır.

Kentin kuruluş yerini belirlemiş olan en önemli etkenler sahip olduğu ulaşım kolaylıkları, verimli tarım arazisi ile yer­leşmeye uygun topografık yapısıdır. Kent planı kuzey-güney doğrultusunda bir elips şeklindedir.

Ancak son yıllarda şehir doğu-batı yönünde gelişme göstermektedir. Verimli tarım arazilerinin imara açılmaması şehrin Menderes Nehri yönüne genişlemesini engellemek­tedir.

Yukarı Nazilli'de genişleyen bu elips Aşağı Nazilli'de daralma gösterir. Bu elipsi İzmir- Aydın- Denizli kara ve de­miryolu doğu-batı yönünde enlemesine keser

 

NAZİLLİ.    Nazilliden Görünüm

Nazilli, Ege Bölgesinin en eski yerleşim merkezlerin­den birisidir. İlçe merkezinin ilk yerleşim yeri hakkında kesin bilgiler bulunmamaktadır. Ancak Karya bölgesinde kalan Menderes Vadisine Luvi'lerin yerleştiği bilinmektedir.

Bu bölgede ilk yerleşim merkezi Lidya'lılann kurduğu antik Mas tavra kentidir. O dönemlerde bölgenin batısındaki İyonya kentlerinin ekonomik alanda gelişmesi ve kentin Ege ve Önasya ülkeleri arasındaki ticaret yolu (Hierapolis-Tripo-lis-Mas tavra-Nysa-Tralleis-Magnesia-Efes) üzerinde bulun­ması Nazilli yöresinin önem kazanmasına ve gelişmesini sağ­ladı.

İ.Ö. 546 'da Lidyahları yenerek bu devleti ortadan kal­dıran Persler bölgeye egemen oldular. Pers egemenliğini sıra­sında bütün Batı Anadolu gibi bu yöre de Sard Satraplığına bağlı bulunuyordu.

İ.Ö. 344 'de Asya seferine çıkan Büyük İskender bu böl­geyi Makedonya sınırları içine kattı. İskender'in ölümünden sonra kurulan Selovkoslar' in eline geçen bölge daha sonra Roma egemenliği altına girdi.

Roma egemenliğinin Batı Anadolu'ya ulaştığı İ.Ö. 2. Yüzyıldan itibaren yaşanan askeri ve siyasi olayların ardın­dan, ancak İ.S. 1. ve 2. Yüzyıllar, ekonomik kalkınmanın ya­şandığı ve yaygınlaştığı dönem olmuştur.

Bölgede ve henüz gelişmemiş vadilerde, yerli halk ve köleler için üretim merkezleri kurularak, buraların gelişmesi sağlandı.

Tahıl ekim alanları genişletildi. Üzüm, incir ve zeytinin yanı sıra portakal limon gibi meyveler ile yeni tarımsal ürün tipleri geliştirildi. Pamuk üretimi de az da olsa bu dönemde başlar.

Roma imparatorluğu İ.S. 395'de Doğu ve Batı Roma diye ikiye ayrılınca bu yöre Doğu Roma İmparatorluğunun başka bir değişle Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kaldı.

Roma döneminde verimli alanlardan oluşan Menderes Vadisi Bizans yönetiminin siyasi, dini, ekonomik ve kültürel yapılaşmayı başkent İstanbul yönünde yoğunlaştırması üzeri­ne bu bölgede ticaret ve ekonomi daralmaya başladı. Ancak yöre bu olumsuzluklar karşısında Hıristiyanlık inancı yönün­den önemli bir hale gelmiştir. Bizans döneminde Afrodisias ve Harpasa (Arpaz) piskoposluk merkezi olmuştur.

Anadolu'nun Türkleşmesi sürecini başlatan Selçuklu­lar, 1176'da Miryakefalon Savaşı'nı kazanınca Nazilli ve çevresi yepyeni bir uygarlık ve kültürün etkisi altına girdi.

Selçuklular döneminde bu bölgeye ilk yerleşen Oğuz boylarına bağlı Gökhan, Dağhan, Gediklü, Haydarlı, Hoca-beyli, Kireges, Toygar, Alayuntlu, Kızıllar, Bayındır gibi oy­maklar olmuştur. Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi sonucu pa­muk üretimi genelde dokumacılık yapan bu oymak ve aşiret­ler tarafından en üst düzeye çıkarılmıştır.

Selçukluların son dönemlerinde Muğla ili dolaylarında kurulan Menteşe Beyliği Sultanhisar ve Nazilli yöresini 1280'de ele geçirdi daha sonra Birgi merkez olmak üzere Aydın oğulları Beyliğini kuran Aydın oğlu Mehmet Bey Nazil­li bölgesini kendi beyliğine kattı.

Osmanlı Devleti zamanında ise Yıldırım Beyazıt 1390'da Nazilli yöresini ele geçirdi. 1402'de Timur'un, Yıldı­rım Beyazıt'ı Ankara Savaşında mağlup etmesinden sonra bu topraklar kısa bir süre için Timur kuvvetlerinin eline geçti. Kışı iklimin müsait olmasından dolayı Menderes Havzasında geçiren Timur kuvvetleri Anadolu'dan çekilirken yine Ti­mur'un yardım ve desteği ile Aydın oğlu Musa Bey bu bölgede egemenliğini ilan etti. Ancak Musa Bey aynı yıl (1402) ölünce yerine oğlu Aydın oğlu Gazi Umur Bey geçti.

Aynı tarihlerde Osmanlı tahtına çıkan II. Murat Ana­dolu'daki karışıklıkları bastırarak Nazilli ve çevresini kesin olarak Osmanlı idaresi altına soktu.

Uzun yıllar Osmanlı idaresinde huzur ve sükûn içerisin­de yaşamını devam ettiren N;ı/illi hakkında 1600'lü yıllara

       Nazilliden görünüm.        

                                                              JEOLOJİK YAPI

Bölgemizin en eski yapılanmalarını oluşturan paleozo­ik (I. zaman) birimleri şistler (başkalaşım kütleleri) kalker ve kuvarsittir (tortul kayalar). Nazilli'nin kuzeyindeki dağlarda kuvarsit geniş yer kaplar. Türlü renk ve cinsteki mermer, kimi yerlerde yapısında zımpara düzeyi bulunan kalın katmanlar halindedir.

Paleozoik devre ilişkin oluşumların temelini Menderes Masifi belirler. Bu masifin çekirdeğini granit (magmatik küt­le) oluşturur. Büyük Menderes Vadisinin kuzey bölümlerinde neojen alanları Germencik'ten, Kuyucak'a kadar dar bir alanı şerit gibi kapsar. Burada adı geçen neojen arazinin en alt taba­kasını marn ve kalker temsil eder. Linyitli seri denilen bu dizi­nin oluşumu, Miyosen devrinde (III. Zaman serisi) gerçekleş­miştir.

Büyük Menderes Masifi’nde erojenez (dağların oluşu­mu) dönemlerine ilişkin izler bulunmaktadır. Bu bölgede (ku­zey) çok kırıktı tektonik bir yapı egemendir. Tektonik hareket­ler sonucu doğu-batı doğrultusunda Büyük Menderes Grabeni (kenarları faylarla sınırlandırılmış çöküntü alam) oluşmuş­tur. Oldukça aktif olan bu sistem ilçemiz sınırlarının dışındaki tüm bölgeyi kapsamaktadır. Nazilli çevresinde Miyosen'den bu yana kuzey- güney ve doğu- batı doğrultulu iki fay takımı gelişmiştir. Bunlardan kuzey- güney doğrultulu olanlar Na­zilli kuzeyinde, Kuyucak batısında ve Atça-Kılavuzlar arasın­da bulunur. Bu fayların yüzeyde izlenen uzunlukları 3–5 km. arasında değişir. Faylar büyük bir olasılıkla Nazilli'den itiba­ren alüvyon altında da devam eder.

Ovaya en yakın olan en güneydeki fay bölgedeki en genç diri faydır. Bu faylar boyunca gelişen fay diklikleri Kuyucak-Nazilli-Sultanhisar arasında kuzey-güney yönünde de­relerle kesilmiştir. Nazilli fayı olarak adlandırılan bu fay 10 km.yi aşmaya

 

n segmentler oluşturacak şekilde Aydın- Ger­mencik- İncirliova hattı boyunca uzanır.

Bunlardan Aydın- Nazilli arasında uzanan fayın 20 Ey­lül 1899 Menderes Depremi'ne neden olduğu bilinmektedir. 9 şiddetinde olduğu düşünülen bu deprem sırasında 1117 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu deprem sonrasında 40–70 km uzun­luğunda yüzey kırığı oluşmuştur.

      NAZİLLİ ADININ KAYNAĞI Birinci Söylence:

Bugünkü Nazilli'nin bulunduğu yere eskiden Pazar köy ismi verilmişti. İşte bu Pazar köy denilen yerde "Nazlı" adında çok güzel bir kız vardır. Güzelliği dillere destan olmuştur. Sancak Beyinin oğlu bu güzel kıza âşık olur. Ancak babası istenmesine rağmen kızı vermez. Bunun üze­rine beyin oğlu kızı kaçırır. Bu duruma çok üzülen baba üzün­tüsünden ölür. Nazlı, babasının ölüm haberini alır almaz Pazar köy’e gelir. Günlerce, haftalarca üzüntüsünden büyük acı­lar çeker ve sonunda bu duruma dayanamayarak kendini Menderes Nehri'ne atar ve ölür.

Kocası, ortadan kaybolan Nazlı'yı günlerce, haftalarca arar. Ancak durumu öğrenince o da üzüntüsünden kendini Menderes Nehrine atarak intihar eder. Bu olaylardan sonra Pazar köy’e halk arasında "Nazlı İli" denmeye başlanır ve zamanla Nazlı ili "Nazilli "ye dönüşür.

İkinci Söylence

Eski devirlerde Nazilli şehrinin bulunduğu topraklarda birbirine çok yakın olan üç boy barınıyordu. Günün birinde bu üç köyden (Nozi-Nazi) adlısı çarçabuk büyüyüp gelişiyor ve bugünkü Nazilli'yi meydana getiriyor. Zamanla (Nozi-Nazi) Noz ili, Naz ili olarak söylenerek Nazilli ismi ortaya çıkıyor.

Üçüncü Söylence

Evliya Çelebi yazdığı seyahatnamesinde şöyle demek­tedir: "Gerçi sevahil (sahil, kıyı) değildir amma âhu havasının (Nilüfer Çiçeği kokan) letafetinden (güzellik, hoşluk) mahbup ve mahbubesi (seven erkek sevilen kadın) gayet ziyade (çok) olup naz ü istiğnaları (aza kanaat etmeleri, tokgözlü) ziyade olduğundan Nazlı deyu (diye) tesmiye (isim koyma) olun­muştur. "

Evliya Çelebi burada da görüleceği üzere Nazilli'nin kızlarının çok güzel ve nazlı oluşundan dolayı buranın Nazlı İli diye bir isim aldığını söylemektedir.

         Durası Ilı-Esen köy-Esen tepe-Ey cell i-Gedik-Gedikaltı-Güzelköy-Hamidiye-Hamzallı-Hasköy-Haydarlı-Hisarcık-Işıklar-Kahvederesi-Karahallı-Kardeşköy-Kavacık-Kestel-Ketendere-Ketenova-Kırcaklı-Kızıldere-Kocakesik-Kozdere-Kuşcular-Mescitli-Ocaklı-Ovacık-Rahmanlar-Sailer-Samailli-Sevindikli-Şimşelli-Toygar-Uzunçam-Yalınkuyu-Yazırlı-Yellice ve Yukarı örencik köyleridir.

Bu köylerimizin isimleri genellikle Oğuz boylarının isimlerini taşımaktadır. Bundan da anlaşılacağı üzere Selçuk­luların yöremize yerleştikleri günden bu güne kadar izlerinin silinmediğidir.

 

İli diye bir isim aldığını söylemektedir.

Dördüncü Söylence

Bu kitabın yazarının yaptığı araştırmalardan ortaya çı­kan söylenceden çok bilimsel verilere ve mantığa dayalı ola­nıdır.

Şimdiki Nazilli, kurulduğu tarihten beri verimli toprak­larda ve her türlü tarım ürününün bol miktarda yetiştirildiği bir yerdir. Gerek kurulduğu topografık yerleşim yapısı olarak, gerekse iklim ve tabiat şartlarının kendisine verdiği önem do­layısıyla bu bölgede bulunan kendisine yakın yerleşim birim­lerinde oturan insanların her türlü ihtiyaçlarının temin edildiği büyük bir ti caret merkeziydi.

Daha önce de belirttiğimiz gibi ve birçok kaynakta ismi "Pazar köy" olan Nazilli kasabasında bulunan Pazar çok ün­lüydü. Evliya Çelebi seyahatnamesinde de görüldüğü üzere abartılı olsa da 40–50 bin insanın alışveriş için bu pazara gel­diği anlatılmaktadır.

1830'lu yıllarda bu yöreye gelen Fransız seyyah Charles Texier "Küçük Asya" kitabında Nazilli'nin çok önemli bir ti­caret merkezi olduğunu ve buraya "İncir Pazarı" isminin ve­rildiği belirtir.

Arapça "Nazil" veya "Nııziıl"bir yerde konaklayan, bir yere inen anlamına gelmektedir. Büyük olasılıkla alışverişle­rini yapmaya gelenlerin çokluğu ve burada konaklayanlardan dolayı yukarıda açıklamaya çalıştığımız "Nazil" ve "Nuzîrf" kelimelerinden ortaya çıkan Nazil ili veyaNuzûl ili denmiştir.

Ancak zamanla halk arasında bu isimler dil yumuşama­sı sonucunda Nazilli olarak söylenmeye başlanmıştır.

Beşinci Söylence

Nazilli adının Türkçe olduğu ve Nazlı-ili gibi bir addan geldiği, onun bozulmuş biçimi olduğu yolundaki halk söylen­celeri vardır. Gerçekten buradaki yerleşimin adı Fatih döne­mine ait bir kayıt da Nazlı olarak geçmektedir. 17. yüzyıl ya­pıtı Cami üd Düvel'de de Nazlı olarak geçiyor. Ne var ki, halk eski kültürlerden birinin dilinden gelen bir adı bile kullanır. Örneğin Akrakos Dağı adını Eğri göz yapar. Buna göre, Türk halkının kendi dilinden gelme, kendi dilinde anlam taşıyan Nazh-ili adını Türkçede hiçbir anlamı olmayan Nazilli biçi­mine çevirerek kullandığı kabul edilemez. Nazh-ili adının söyleniş güçlüğü, olsa olsa adın, ikinci sözcüğün atılmasıyla yalnız Nazlı diye kullanılmasına yol açabilirdi.

Nazilli adının bu bölgede tarih öncesinde yaşayan Luwi' lerden geldiği varsayılmaktadır. Bu tarihsel adın hiçbir belge­de geçmemesi doğaldır. Çünkü Nazilli 1830'lu yıllara kadar, önemsiz bir köy idi. Doğusundaki Kestel Köyü ondan daha önemliydi. Hatta 183l'e kadar ilçe merkezi orasıydı. Dikkat edilirse Nazilli, Aydın Dağlan dizisinin orta yerinden aşıp Beydağ'a inen yolun başındadır. Bu geçitle de bağlantılı ola­rak Luwi dilinde Nassila yani N(a)-ass(a)-ila, "Ana Tanrıça köyünün geçidi" adı kullanılmış ve oradaki yeni köyün ken­disi bu ad ile anılmış olabilir. Anadolu'daki adların birçoğu Helenleşme/Rumlaşma dönemlerinin de önce e'ye sonra iye dönmüştür. Böylece Nassila, Nassili olur ki Nassili'nin Türk ağzında bürüneceği biçim olsa olsa Nazilli'dir.

Çok dikkate değer ki, sözünü ettiğimiz doğal geçit üze­rinde Nazilli'ye bağlı Sama illi Köyü vardır. Bunun adının aslı da 'Ana Tanrıça ili ve geçittir. Boğaz ile bağlantılı olduğunu duraksamasız görebiliyoruz; Sama ila "Kutsal Ana-geçidi" anlamına gelmektedir.

Altıcı söylence

Antik dönemde bugünkü Sultanhisar'da bulunan Nysa (Nisa) kenti anılan tarihlerde çok önemli eğitim ve kültür merkezi konumundaydı. Bu nedenle adı geçen bölgeye Osmanlılar döneminde Nisa İli denmiştir. Nisa İli denilince de Nazilli, Kuyucak, Sultanhisar (Nysa), Bozdoğan, Atça, İsa beyli, Yenipazar, Dalama, Köşk ve Horsunlu akla gelmiştir. Böylece bugün kullanılan Nazilli adı, Osmanlıların bu yöre için kullandıkları Nisa İli'nden Nazilli adı türemiş olduğu da varsayılmaktadır.

Her beş söylencede de Nazilli adının değişik oluşum­lardan ortaya çıktığı görülmekte ve bunların değerlendiril­mesini okuyucularımıza bırakmayı uygungörmekteyiz                           Nazillide gün batımı

                                Osmanlı İmparatorluğu Dönemi

Nazilli'nin idari yapısının bugünkü durumunu incele­meden önce tarihsel süreç içindeki durumuna bakmakta yarar vardır.

Yıldırım Bayezid, Aydınoğullanndan devraldığı Nazilli ve çevresinin toprak bütünlüğünü tanıdı. Daha önceden veri­len beratları kendi tuğrası ile değiştirdi ve yeniledi. Buna göre eskiden beri devam edip gelen idari düzenine dokunmadı. 1402'de Ankara Savaşı ile Timur'a yenilen Yıldırım Bayezid'in ölümüne kadar Nazilli çevresi Aydın oğullarının idaresi altın­da kaldı. Daha sonra bu bölge tekrar Osmanlıların eline geçti. Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar Nazilli'nin genel sınır­larında göze çarpan bir değişiklik olmadı. Ancak ufak tefek sı­nır düzeltmeleri yapıldı.

Nazilli ve çevresindeki tımarların durumu ise şöyleydi:

Arpaz tımarını, Padişah Murat Hüdavendigar'ın kulla­rından Oda oğlanı İlyas Bey, Al, Bey, Yıldırım Bayezid'in kullarından Oda oğlanı Kadimi Süleyman Bey, Doğan Bey ve Kemine Bey topluyorlardı. O devirde Arpaz mahalleleri arasında Cami, Kulelu, Mescit, Mescit Hoca, Ak Mescit ve Yeni-ceköy isimlerini görmekteyiz. Ayrıca 10 evlik Rum ailesi de Arpaz'da oturmaktaydı.

Dere köy (Kılavuzlu-Kılavuzlar) umarını Murat Hüda­vendigar'ın kullarından Oda oğlanı Beylu, Ketlu Halil, Musa, Hamza Bey'ler ve Yıldırım Bayezid'in kullarından Oda oğlanı İvaz ve Aydın Bey'ler topluyorlardı.

Demirciler Köyü1 (Mustuva Hisarı) nün 71 evi vardı. Buranın halkı Mas tavra Kalesine demir aletler yaparak veri­yor ve Kestel Subaşsına kesim ödüyorlardı. O sıralarda Boz­doğan'ın 91 evi vardı. Tımarlarını Murat Hüdavendigar kullarından Kara Halil Bey, Hazinedar başı Hadım Hamza Bey topluyorlardı.

Osmanlı İmparatorluğunda tımarların dışında XVII. Yüzyılın sonlarından itibaren ve XVIII. Yüzyılda bazı sancak kazalarının "has" haline getirildiği ve buralara sancakbeyi yetkisine sahip voyvodaların tayin edildiğini bilmekteyiz.

O halde Tanzimat öncesi en küçük yönetim birimi ola­rak voyvodalıkları göstermek pek de yanlış olmasa gerekir. Zaten Evliya Çelebi'de buranın voyvodalıkla idare edildiğini ifade etmiştir. Gerçi resmi yönetim bölümleri arasında eyalet ve sancaktan sonra voyvodalık diye bir birim söz konusu de­ğildir.

Tımar sisteminin giderek değişikliğe uğraması, iltizam ve mukataa usulünün yaygınlaşması voyvodalığın gelişme ve yayılmasına neden olmuştur. XVII. Yüzyıldan itibaren hükü­metin para sıkıntısı çekmesi, geliri fazla olan küçük bölgelerin doğrudan hazineye bağlanarak yönetilmesine yol açmıştır. II. Mahmut döneminde de birçok kasaba, köy ve hatta şehir bu biçimde yönetiliyordu.

Voyvoda, o yöreyi iyi bilen, ayanlık yapmış kimseler arasından seçilirdi. 1831 yılındaki idari düzenleme yörede bir takım değişiklikleri de beraberinde getirdi. Buna göre Nazilli kaza (ilçe) oldu. Daha önce kaza olan Sultanhisar ise Nazil­li'ye bağlı nahiye merkezi, yine kaza merkezi olan Arpaz Na­zilli'ye bağlı köy haline getirildi. Bozdoğan günümüze kadar kaza merkezi olma özelliğini korudu. Köy olarak kurulan Ka­racasu ise Tanzimat'tan sonra yapılan idari düzenlemede (1879) Nazilli'ye bağlı bir nahiye merkezi oldu. Karacasu 1897 yılında Nazilli'den ayrılarak kaza merkezi haline geldi.

Nazilli'nin idari teşkilatlanmasına bakacak olursak; Kestel önemli merkezlerden biriydi. Vakfiyelerde "Aydın Sancağına tabi Kestel Kazasına merbut Medine-i Nazilli kur-rasmdan Pazar Karyesi ( köy) " ve "Kestel maa Nazilli Ka-zası"ve "Kaza-ikestelmaaafaz" kayıtları mevcuttur.

Nazilli merkezinin kadı ve naibi (vekil) Kestel'de bulu­nuyordu. Yakın döneme gelinceye kadar Devlet Salnamele­rinde (yıllıklar) "Kestel namı diğer Nazilli Kazası" diye yazılmıştır. Bundan da XVII. Ve XVIII. Yüzyıllarda Nazilli'nin •Kestel'e bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

 

                    Evliya Çelebi seyahatnamesinden Nazilli                                       

                            'İNCİR KALESİ, ŞİRİN NAZİLLİ ŞEHRİ

...... Tarihinde Celali, Karayazıcı ve Kalender oğlu korkusundan(boş bırakılan tarih kısmı bu isyanların çıktığı 1550-1600yılları arasında olması gerekir)

Olduğundan Nazlı ili diye adlandırılmıştır. İnciri fevkalade meşhurdur. Havası çok sıcak olduğundan akar sulan sıcaktır. Fakat testilerde hava alınca gayet lezzetli sulan vardır. 150 dükkân bir kar gir bedestan (kerpiçten yapılmış halı ve mücevher satılan kapalı çarşı) ve bu Bedestan'a yakın, 10 sütun üzerine yapılmış bir tahıl pazarı vardır etrafı kahvehanelerdir. Eski cami önünde bir çeşme vardır.

                                                        NAZİLLİ PAZARI

Cuma günleri buraya etraftan kırk elli bin etrak (Türk) gelip büyük pazar olur. Burası geniş bir sahra (ova) olup Na­zilli ayanı nice han, cami, imaret ve dükkânlar yapmışlardır. Yiyecek, içecek ve hububatın hesabını Cenabı hak bilir. İki bin dükkân vardır. Rumeli'de Maşkoloz, Dolyan, Alasonya, Debre, Yanya Össek pazarları meşhurdur ama onlar senede bir kere olur. Üç yüz dükkân başkası, pazardan sonra boş kalır. Kale gibi iki büyük hanlan, beş adet misafirhaneleri, bir ha­mamı, bir büyük camisi vardır. Caminin uzunluğu ve enliliği 180 ayaktır. Geniş ve çimenlik bir avlusu vardır. Avlunun tam ortasında bir abdest havuzu vardır. Mahkeme bu camiye biti­şiktir. Ayda bin kuruş hâsıl olur. Yeniçeri Serdan ve has hâkimi de her cuma burada bulunur. Bu kasaba 300 kiremit ör­tülü evlerdir. Yedi kahvehanedir.

Nazilli'nin 47 türlü ürünü olur. Bilhassa Gök lop, Aklop, Müşemmes (güneş görmüş) lop, Ballı lop, Ter (yaş) lop, Şekerli lop, Mor lop, Nakip lopu, Sultan lopu, Aydın lopu (incir çeşitleri) meşhur mahsullerindendir. Bu lopların her biri

Diğerinden lezzetli loplardır ama aşk olsun lop lop yiyene  

Ve gıpta olsun miskli (kokulu) lopu yiyene ki, misk ve amber gibi kokar. Bu incir diğer incirler gibi olmayıp zamanı çabuk geçer ve diğer incirler gibi kurutulup başka vilayetlere sevk edilemez.

Birde yediveren inciri vardır. Yeşil renklidir, kıştan bir aya sonra incir verir. Her ay hâsıl olan inciri başka lezzet ve renktedir. Fakat kış sonunda olan inciri ilkbahardakiler gibi lezzetli olmaz.

Beyit:

Nazar kıl, nev 'i insana kimi zehr-i sükker

A cip hikmet bir ağaçta olur yüz bin yemiş peyda

Kuru inciri binlerce yük halinde diğer vilayetlere gön­derirler. Tazeliğini muhafaza eder ve durdukça şekerlesin Biz uzun seyahatimiz sırasında yedi iklim benzerini görmedik. Bu şehrin etrafı baştanbaşa gül, gülistan, bağ ve bostan, içle­rinden akarsular ve güzel sesli kuşlar olup, insanın canına can katar. Bu şehrin ayanlarından Serdar Hacı Hasan Beşe, Nakip ve Seyyid Çelebilerle vedalaşarak doğuya doğru Nazilli sah­rası içinden akan Menderes Sahrası içinden akan Menderes Işıklı Dağlarından çıkıp Balat Kalesi yakınlarında denize dö­külür.

Osmanlı padişahı III. Mehmet döneminde baş gösteren genel isyan hareketi I. Ahmet zamanında Anadolu'nun her ta-rafına yayılmıştı. Kalender oğlu, Karayazıcı ve suhte (medrese öğrencileri) ayaklanmalarına Aydınlı Zor Mehmet Paşa'nın kâhyası Yusuf Paşa da katıldı. Aydın ve Nazilli ahalisi eşkıya korkusundan şehirlerinin etrafına kendi imkânlarıyla sur çek­mek zorunda kaldılar. Evliya Çelebi'nin Nazilli hakkında ver­diği bilgiler arasındaki "etrafı surla çevrili" ifadesi buradan kaynaklanmaktadır

 

                                KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİ: 1919–1922

Nazilli, Kurtuluş Savaşı döneminde başta Aydın olmak üzere Muğla, Denizli, Isparta, Burdur ve Antalya illerini içine alan coğrafi bölgede milli kuvvetlerin siyasi, idari, askeri ve lojistik eksikliklerinin giderilmesi konularında çok önemli ve büyük görevi er üstlenmişti r.

Yunanlıların 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal etmesinden sonra 27 Mayıs 1919'da Aydın'ı ve 3 Haziran 1919 tarihinde de Nazilli'yi işgal ettiler.

Bu sıralarda dağlarda kendi başlarına buyruk olarak dolaşan Yörük Ali Efe ve Demirci Mehmet Efe kızanların kuvvetlerini birleştirerek düşmana karşı ortak mücadele etme karan aldılar. Yörük Ali Efe 15–16 Haziran 1919'da Sultanhisar'da Yunanlılara karşı Malgaç baskınını yaparak düşmana ağır kayıplar verdirdi böylece Nazilli, bölgesinde Yunanlılara karşı ilk direniş hareketini başlattı.

Ancak İngilizlerin baskısı ve Türk kuvvetlerinin Nazil­li'ye saldıracağı haberlerinin yayılması üzerine Yunanlılar 20–21 Haziran 1919'daNazilli'yi boşalttılar.

Bu hadiseden sonra Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe, Hacı Süleyman Efendi gibi bölgede milli mücadelenin li­derliğini yapanlar ülkenin içine düştüğü bu durumdan ne şe­kilde çıkılması gerektiğine dair çözümler aramaya başladılar.

Bu çözümlerin başında halkı ve silahlı kuvvetleri örgüt­lü bir şekilde organize etmek, kuvvetlerin parçalanmasını ön­leyerek bu mücadelenin belirli bir plan içinde yapılmasını sağlamak amacıyla 1. Nazilli Kongresinin toplanması sağ­landı.

                                 BİRİNCİ NAZİLLİ KONGRESİ: 8 Ağustos 1919

Bu kongrenin kapsadığı bölge Aydın, Muğla, Denizli, Burdur, Isparta, Antalya, Ödemiş ve Kuşadası kazalarının sı­nırları içerisine alıyordu.

Birinci Nazilli Kongresinde şu kararlar alınmıştır: (Kısaltılmış ve günümüz Türkçesine çevrilmiştir) \) Yunan işgal ve işkenceleri sebebiyle yer yer meydana gelmekte olan Heyet-i Milliyeler Dernekler kanununa uygun olarak yerel hükümete bir beyanname vererek kuruluşlarını onaylatacaklardır.

2) Heyet-i Milliyelerin kuruluşundan maksat ve hedef­ler işgal altında bulunan yurdumuzu Yunan tecavüzünden ko­runması için Siyasi, İdari ve Fiili savunmada bulunmak ve hükümetin bu yönden ortaya çıkacak davranışlarına yardımcı olmaktır.

3)Bu amaca ulaşmak için Aydın vilayeti adına Nazilli genel merkez olmak üzere Denizli ve Muğla illeri ile Çine, Karacasu, Bozdoğan, Sarayköy, Buldan, Çal, Garbi Karaağaç Tavas kazaları ile Sobuca, Kara hayıt, Köşk, Sultanhisar, Atça, Kuyucak, Burhaniye, Kadıköy, Güney, Baklan, Irla, Kale-Tavas, Honaz nahiye merkezlerinde birer şube teşkil edilmiş, Denizli ve Muğla illeri depo olarak kabul edilmiştir. Kazalar, Heyet-i Milliyelerin onayı ile köylerde de teşkilat kurabilirler.

4)Heyet-i Milliyelerin görevleri hükümet yöneticileri­nin istekleri doğrultusunda Yunanlıların sürülmesi ve ceza­landırılması ile sınırlıdır.

5) Cephelere yeteri kadar mücahit ve gönüllü asker top­lama, sevk etme, silahlandırma ve yiyeceklerinin karşılanma­sı bu heyet tarafından yapılacaktır.

6)Yerel harcamalar ve cephede savaşanların ihtiyaçları halkın para ve eşya bağışları ile karşılanır. Bu bağışlar belli bir kurala göre yapılmalıdır.

7) Bu heyetler savaşan askerlerin ailelerine yardım ya­pacaklardır, ayrıca ücretli olarak memur ve hizmetli atamaya yetkilidir.

8) Hükümetten, merkez depolarında bulunan hububatın göçmeni ere ve asker ailelerine dağıtılması istenecektir.

9) Silâhaltına çağırılan esnaflar Heyet-i Milliyenin ka­ran ile 100 lira karşılığında üç ay tecil yaptırabilecektir.

 

10)Bu madde amir ve subay sınıfında olanlar uygulan­maz. 

11)Heyet-i Milliyelerin çalışmalarını bağımsız müfet­tişler denetleyecek ve bunlara üç lira yevmiye verilecektir.

12)Genel merkezin tespit edeceği yerde her ayın başın­dan üç gün toplanacak ve kararlar alınacaktı r.

13)Merkez ile Denizli ve Muğla'da maliye haber alma, gönüllü ve silah toplama işi yapılacaktır.

14)Askeri konulardaki sorunlar başlarında ki komutan­lara aittir.

15)Heyet-i Milliyelerin topladıkları bağış fazlalıkları derhal genel merkeze gönderilecektir.

        16) Genel merkezin ve şubelerin yaptıkları görevler yürürlükte bulunan kanun ve yönetmeliklere göre yapılacaktır.

17)Heyet-i Milliyelerin eksikliklerinin tamamlanması için adı geçen maddeler derhal uygulamaya konulacaktır.

18)Heyet-i Milliyeler gerek merkezde ve gerekse diğer il merkezlerinde 12, kazalarda 9, nahiyelerde 7 ve köylerde 5kişiyi geçmemek üzere yörenin ileri gelenleri tarafından gizli oy ile atanır. Bunlar aralarında bir başkan ve bir ikinci başkan seçerler.

19)On sekiz maddeden oluşan bu kongre kararı oy bir­liği ile kabul edilerek imza edilmiştir

                                   İKİNCİ NAZİLLİ KONGRESİ: 19Eylül1919

Birinci Nazilli Kongresinden kısa bir süre sonra İkinci Nazilli Kongresi'nin toplanmasını gerektiren sebeplerin ba­şında Heyet-i Merkeziye adında bir teşkilatın derhal kurul­ması konusu vardı. Çünkü bir taraftan cephedeki milli ve gö­nüllü kuvvetlerimizin giyecek, yiyecek, malzeme ve cephane ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için yetkili bir teşkilatın kurul­ması gerekiyordu. Bu sebeple toplanan İkinci Nazilli Kongre­si'nin ilk oturumunda bu konu tartışılmış ve şu kararlar alın­mıştır:

1) Aydın ve havalisi Heyet-i Merkez iyesi Aydın, Muğla, Isparta, Burdur ve Antalya Vilayetlere ve bunlara bağlı kaza ve nahiyelerden katılacak birer üyeden meydana gelecektir.

2)Bu heyette görev yapan üyelere 50 lirayı geçmeyecek şekilde maaş verilecek ve bu maaşlar bağlı oldukları Heyet-i Milli yelerce karşılanacak ve Ekim ayının ilk günü Nazilli’de hazır bulunacaklardır.

3)Bu kuruluş şimdilik Nazilli'de toplanacak, savaş ha­linde uygun bir yerde toplanması kararlaştırılacaktır.

 

4)Sivas Kongresi kararlarına uyulacak, Kara hisar veAlaşehir Kuva yi Milliye komutanlarına biri telgraf çekilerek Heyet-i Milliye'mizin amaçları anlatılacaktır.

5)  Alaşehir Kongresinde alınan kararlara uyulacak, an­cak yerel gereksinimlere göre uygulanacaktır.

6)  Askerlik görevi için silâhaltına çağırılan askerlerden150 lira bağışta bulunanlar üç aylık bir dönem için tecil imkânı sağlanacaktır.

                                 ÜÇÜNCÜ NAZİLLİ KONGRESİ: 6 Ekim 1919

Bu kongrede genellikle 1. ve 2. Nazilli Kongrelerinde alınan kararların uygulanması için kurulmuş olan Heyet-i Merkezi yelerin daha verimli çalışması için maliye, sağlık, le­vazım, haber alma ve denetleme şubeleri kurulması kararlaş­tırılmış ve buralarda kimlerin görevlendirileceği ve nasıl çalı­şacağına dair yönetmelikler hazırlanmıştır.

                                                      YEREL SÖZCÜKLER

Nazilli ve çevresi yöresel konuşma dili açısından ol­dukça zengin bir bölgedir. Toplusal kültürün en önemli faktör­lerinden ve toplumları ulus yapan unsurlardan en önemlisi de DİL1 dir. Dil canlı bir varlıktır. Doğar, gelişir ve zaman içinde bir takım değişikliklere uğrayarak yok olur. Eğer beraber ya­şadığımız insanları anlamıyorsak veya düşündüklerimizi iste­diğimiz gibi ani atamıyorsak bu insanlar ile o toplum arasında bir kopukluk var demektir.

Günümüzde değişen toplum koşullan, bundan en az elli yıl öncesinin canlı ve güncel kelimelerini anlaşılamayacak ha­le getirmiş ve kuşaklar arasında bir kopukluğa neden olmuş­tur. İşte bu nedenlerle ninelerimizin, dedelerimizin yıllar önce kullandı klan bu sözcüklerden bir demet yaparak sunmak iste­dik. Bu sözcüklerden birçoğu unutulmuş, birçoğu ise hala kullanılmaktadır.

 

 

Akbaş

: Karnabahar

 

Almelik

: Mutfak rafı

 

Anar beri

: Öteberi

 

Balcan

: Patlıcan

 

Bamile

: Bamya

 

Bısat

: İç çamaşırı

 

Boduç

: Saplı ve bakırdan yapılmış yoğurt kabı

 

Bulla

: Abla

 

Bulmeç

: Bulamaç

 

Cevcev

: Çok sıcak

 

Cımcık

: Azıcık

 

Çanak

: Tabak

 

Dalgan

: Isırgan otu